|
Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ESAM’da yaptığı
konuşmanın tam metni
Gayemiz 6 milyar insanın saadetidir
40 yıldır yaptığı çalışmalarla büyük hizmetlere imza atan Ekonomik ve
Sosyal Araştırmalar Merkezi(ESAM) Ankara’daki yeni binasında
çalışmalarına başladı. Açılışa onur konuğu olarak katılan Millî Görüş
Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan burada yaptığı konuşmada Türkiye ve
dünyanın gündemini değerlendirdi, ESAM’ın yaptığı çalışmaları anlattı.
16.11. 2005’te TV5’te de canlı olarak izlenen konuşmanın tam metnini
gazetemizde yayınlıyoruz.
Her şeyden evvel ESAM’ın gayretli çalışanlarına teşekkür ediyoruz. Yeni
bir binayı geçmek suretiyle yaptıkları yeni hamleden dolaya kendilerini
tebrik ediyoruz. Bu hamlenin yapılmasında büyük emeği geçen ESAM’ın başta
Sayın Genel Başkanı Recai Kutan bey Genel Sekreter Hanif Ersoy bey ve
diğer bütün kıymetli mensuplarına ve bütün üyelerin hepsine
teşekkürlerimizi arz ediyoruz. Bu arada, Ertan Yülek bey ve Bahri Zengin
beye de büyük gayretler sarf ettikleri için kendilerine hassaten
teşekkürlerimizi arz ederiz. Yine bilhassa bu yeni binanın temininde ve
bu güzel akşamın hazırlanmasında nasıl candan çalıştığına yakinen şahit
olduğumuz Mehmet Altınöz’e de huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum.
Yeni binanın çalışmaya girmesi milletimiz için ve bütün insanlık için
hayırlı olsun. Bu akşam burada yapmakta olduğumuz toplantının ne kadar
büyük bir mana ifade ettiğini ve önemini belirtmek için her şeyden evvel
4 noktaya kısaca temasta fayda olduğuna inanıyorum. Bunlardan bir tanesi
ESAM nedir? İkincisi bugüne kadar ne yapmıştır? Üçüncüsü bugün hangi
noktada bulunuyoruz? Niçin ESAM’ın önemi büsbütün artmıştır? Dördüncüsü
ise şimdi bu yeni binaya taşındıktan sonra ESAM hangi istikametlerde
hangi çalışmaları yapmalıdır? Böylece bu yeni binaya geçişi bir atılım
olarak çok önemli hizmetlerin yapılması döneminin başlangıcı olarak
görüyoruz. Bunu Cenab-ı Allah’tan diliyoruz. Şimdi müsaade buyurursanız
bu akşamın manasını bu yeni binaya taşınmanın önemini belirtmek için
söylemiş olduğum dört noktaya çok kısaca bir bakış yapalım.
ESAM, çok büyük hizmetler başarmıştır
ESAM’ın önemini ve manasını biraz evvel gösterilmiş olan vizyonda gördük.
Burada da ifade edildiği gibi ESAM Türkiye’de Millî Görüş hamlesinin
başlamış olduğu 1969 yılında bu hamleyle beraber çalışmaya başlamış olan
bir kuruluştur. Bu çalışmalar esnasında bugüne kadar çok büyük hizmetler
başarmıştır ve ESAM’ın asıl önemi sinevizyonda da ifade edildiği gibi
Türkiye’nin en eski, köklü ve ciddi araştırma kuruluşlardan birisi
olmasının yanında Millî Görüş çalışmalarının düşünce merkezi olmasıdır.
Her şeyden evvel Milli Görüş hareketi ilk olarak ESAM’la beraber
başlamıştır. Çünkü Cenab-ı Allah’ın insanlara imandan sonra en büyük
nimeti imanın emrindeki akıldır. Akıl insanların düşünme ve araştırma
kabiliyetinin vesilesidir. İnsanların hidayet feraset ve dirayet sahibi
olmalarının vesilesidir. Bu sebepten dolayıdır ki biraz evvelki
sinevizyonda yine belirtildiği gibi ‘akılsız başın cezasını ayaklar
çeker’ atasözü çalışmaları mutlaka düşünceyle Allah’ın verdiği bu nimetle
beraber yürütülmesinin önemini belirtmektedir.
Dolayısıyla şuurlu Millî Görüşçüler işe başlarken hamlelerini başlatırken
siyasi aksiyonla beraber fikri çalışmaları da birlikte başlatmanın
şuurunu ortaya koymuşlardır. ESAM o günden bugüne kadar otuz altı yıldır
çalışıyor. Bu çalışmalarda üç ana hedef ESAM için esas alınmıştır.
Bunlardan bir tanesi Millî Görüş’ün ihtiyaç duymuş olduğu ilmi
araştırmaları yapmak veya çeşitli kuruluşlarla koordineli çalışmak sureti
ile onlarında katkılarıyla bu araştırmaları hedeflerine ulaştırmak.
İkinci bir önemli görevi Türkiyemiz’deki başta üniversiteler olmak üzere
bütün araştırma müesseselerini, araştırma gruplarını ve araştırıcıları
kucaklayarak bir topluluk meydana getirmek ve onların şuurlu
çalışmalarına, koordinasyon içinde çalışmalarına yardımcı olmaktır.
Vatanını ve milletini seven bir kuruluş olarak israf haramdır sözü bizim
ölçümüzdür.
Çalışmalar hakkı üstün tutan bir zihniyetin hakim olması için yapılıyor
Dolayısıyla ekonomik araştırmalar merkezinin ülkemizdeki diğer araştırma
merkezlerinde şuurlu çalışmalarına yardımcı olması onun inancının ve
şuurunun bir gereğidir. Çünkü araştırma çok büyük bir nimettir. Bunun
israf edilmemesi lazım. Kurulmuş olmak veya çalışıyor olmak bir şey ifade
etmez. Çalışıp da ne üretiyorsun hangi gayeye hizmet ediyorsun şuurun var
mı asıl önemli olan budur. Bu önemli hizmetin yapılmasında ESAM’a büyük
görev düşmektedir. Hem kendisi çalışmaları için hem de Türkiye’deki bütün
araştırma müesseseleri için ve araştırıcılar için üçüncü bir önemli konu
ise ESAM aynı zamanda Türkiye’deki bütün varisyon merkezlerini tanıtmalı
ve nasıl araştırıcıları kucaklıyor ise araştırma gruplarını nüğelerini de
kucaklamalı ve onların koordinasyonunu temin etmeye çalışmalıdır. İşte
böylece ESAM kendisi araştıracak, araştırmacıları yönlendirecek ve
araştırma kurumlarını kucaklayacak ve yönlendirecek. Bu maksatla 36
yıldır bu gayede çalışıyor. Bu çalışmaların ana hedefi nedir? Bu
çalışmalar yeryüzünde hakkı üstün tutan bir zihniyetin hakim olması,
bütün insanlığın saadeti için yapılıyor.
Bu çalışmalar üç ana hedefin gerçekleştirilmesi için yapılıyor. Bunlar,
Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulması, Yaşanabilir bir Türkiye’nin
kurulması, Yeni bir Dünyanın kurulmasıdır. Her ne kadar ayrı ayrı
hedefler gibi görünse de bunların hepsi bir bütündür. Çünkü yeni bir
dünyanın kurulması, Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulmasına bağlıdır.
Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulması ise Yaşanabilir Bir Türkiye’nin
kurulmasına bağlıdır. Bu bir bütün pakettir. Bu paketin hepsi ESAM’ın ana
gayeleri içinde olmuştur. Çalışmalar bu ana gayeyi gerçekleştirmek için
yapılmıştır. Hepimizin bildiği gibi, Millî Görüş yola çıktığı zaman ana
prensiplerini 36 yıl evvel ortaya koydu. Biz bu prensipleri 36 yıl önce
söylemişizdir ve bu hepimizin ezberindedir.
Dört ana prensibimiz var
Dört ana prensibimiz vardır. Bunlardan birincisi ahlak ve maneviyattır.
Bu ilke en önde gelen bayraktır. İkincisi şahsiyetli dış politika
güdülmesi. Türkiye’nin uydu değil lider ülke olması. Başkalarına üstünlük
taslamak için değil, bütün insanlığın beklediği özlediği hakkı üstün
tutan dünya nizamının kurulması için Türkiye’nin güçlü bir ülke olması
gerekiyor da onun için. Üçüncüsü müstemleke tipi değil, lider ülke
kalkınmasıdır. Bunlar yıllardan beri 5 ayrı partinin seçim afişlerinde
temel sloganlar olarak millete duyurulmuş olan ana hedeflerdir.
Dördüncüsü ise, yeryüzünde ifsadın önlenmesi Türkiye’nin ve bütün
insanlığın saadeti için çalışmaktır. Bunları böyle söylüyorsunuz da
gerçekten ne yaptınız diyen insanlara söyleyecek çok sözümüz var. ESAM
1969’da kuruldu. Türkiye o zaman AET ile Ankara Anlaşması yapmıştı. Bu
anlaşma Türkiye’yi müstemleke yapmak istiyordu. Biz hayır diyerek Yeniden
Büyük Türkiye için çalışmalar yaptık. Türkiye yeniden dünyanın öncüsü
olacak. Siz ne yapıyorsunuz. Türkiye’yi Avrupa’ya müstemleke yapmaya
çalışıyorsunuz, isyanı daha 1969’da başladı.
O dönemde imzalanan Ankara Anlaşması’yla millet narkozlanmaya
çalışılıyordu. ESAM gelin buraya, şu yaptığınız anlaşmaya bakın. Bu
sadece müstemlekeleşmek demek. Teferruatına girmeyeceğim. Bir tek ESAM’ın
yaptığı tespiti size söyleyeyim: Anlaşmaya bir madde koymuşlar. 22 senede
gümrükler eşitlenecek, ortadan kaldırılacak. Peki nasıl kaldırılacakmış?
Bunun kaldırılması için Türkiye her sene 22’de 1 nispetinde takriben
yüzde 5 olarak her sene gümrüklerini indirecekmiş. Avrupa’dan ithal
ettiği mallara karşı ve aynı zamanda da Avrupa’dan ithal etmiş olduğu
malların miktarını da 1967 yılındaki ithalat listeleri esas alınmak üzere
yüzde 5 oranında arttıracakmış. Ne demek bunun manası? Bunun manası, siz
sanayileşmeyeceksiniz, siz bize bağlı bir ülke olarak kalacaksınız.
Neden? Çünkü biz 1977 yılında hükümetteydik ve Türkiye’ye 80 bin traktör
ithal edildi, biz bir yandan traktör sanayini kurarken, tarımın gelişmesi
için sanayinin kurulmasını bekleyemezdik, dışardan ithal ettik 70 bin-80
bin traktör. Şimdi siz bunu baz alacaksınız, her sene yüzde 5 daha fazla
ithal edeceksiniz, ne münasebet! Bunu biz yapacağız, biz ihraç edeceğiz;
ithal etmeyeceğiz. Niye bunun ithalatını kolaylaştırmak için her sene
yüzde 5 gümrüğünü indirecek mişiz? Neden miş? Gümrükleri birleştirelim,
indirelim. Hay hay. Biz Türkiye’nin sıhhatli bir şekilde güçlenmesini
istiyoruz. 22 yıl sonra gümrüklerin sıfır olmasına razıyız ama bir
şartımız var: Bunu neye göre yapacağız?.. Siz önce sanayi mamullerinde
gümrükleri indirin, diyorsunuz. Hayır, biz diyoruz ki; tarım mamullerinde
indirelim. Önce domateste gümrükleri yüzde 5 indirelim bakalım… Bizim
ihraç edeceğimiz mallarda indirelim, bizim ihracatımız gelişsin. ESAM. O
gün milleti aldatılması propagandaları karşısına çıkmış; "hayır" demiş,
"Milli Görüş sizin bu gidişatınızı kabul etmez, bu Türkiye’yi
müstemlekeleştirmek hareketidir, bu kabil anlaşmaları kabul etmiyoruz,
tasvip etmiyoruz, bunları yaptığınız için ülkeye iyilik yapmadınız"
denmiştir. Ve buna dayanarak Meclis’e Millî Görüş’ün ilk gensorusu
verilmiştir. Ankara Anlaşması hakkındadır bu gensoru. Ve bu gensoru
vasıtasıyla Millî Görüş, Meclis’te ve milletimize böylece açık bir
şekilde fiilen icra edilmek üzere gösterilmiştir ve gösterilmeye
başlanmıştır. Bunlar büyük hizmetlerdir. Daha yolun başında uçuruma, bir
felakete giderken bugün içine düşülmüş olan felaketi 36 sene önce, 40
sene önce Millî Görüş işaret etmiştir. Hayır, bu tarafa gitmeyin, Millî
Görüş’ü esas alın, Türkiye’yi müstemleke yapmayın… İşte ESAM bu görevleri
yapmış bir müessesedir.
Biz Allah’ın en büyük nispette genç nüfus verdiği bir ülkeyiz
Öbür taraftan, bir yandan sömürgeleşmeyelim diye, lider ülke olalım diye
bu çalışmalar icra edilirken, millet daima aldatılmıştır. Denmiştir ki;
efendim, biz ırkçı, emperyalist güçlerle iyi geçinmezsek (hâlâ aynı
propagandayı yutturmak isteyenler var) eee o takdirde kendi gücümüzle
ayakta duramayız, ekonomimizi yürütemeyiz, yaşayabilmek için onlara
muhtacız, onlarla iyi geçinmeliyiz. ESAM, Millî Görüş buna da daha ilk
günden karşı çıkmış, ne münasebet, niçin kendi imkanlarımızla ayakta
duramayacakmışız demiş ve ekonomide milli çözüm çalışmalarını
yürütmüştür. Uzun yıllar Türkiye’mizin hangi zenginliklere sahip olduğunu
ve bunlardan kurulacak projelerle ne büyük gelirler elde edileceğini
gösteren konferanslarımız içinde hatırlayanlar vardır. Bu konferanslarda,
ekonomide milli çözümde Türkiye’ye Cenab-ı Allah’ın bütün ülkelere
nazaran vermiş olduğu 7 müstesna nimet açık bir şekilde millete
anlatılmıştır. Biz Allah’ın en büyük nispette genç nüfus verdiği bir
ülkeyiz. Şu nimetleri tanıyın. Bundan başka, bütün dünyanın
merkezindeyiz. Bundan başka, eşsiz bir tarihe sahibiz. Bundan başka, en
kıymetli madenlerin sahibiyiz. Bundan başka, en geniş ormanların
sahibiyiz. 7 türlü iklime sahibiz, her türlü tarıma elverişli imkanlar
Türkiye’de mevcuttur. Bütün bunlar bir bir hangi projeler uygulandığı
zaman, hangi büyük milli gelire katkılar yapılabilir projeler halinde, 40
proje halinde kitabımız hâlâ ortadadır. Projeler halinde gösterilmiştir.
Niçin? Önce 75 milyona inandırmak ki, sakın ha bu taklitçilerin, bu
işbirlikçilerin narkozlamasına aldanmayın. Biz pekala kendi gücümüzle
ayakta dururuz, pekala güçlü bir devlet oluruz. Tam tersine, aldanıp da
onlara tabi olduğumuz zaman sömürülürüz, uşak oluruz ve sürünürüz. ESAM
işte 40 sene öncesinden, ekonomide milli çözüm çalışmalarını, bu ana
maksadı, bu büyük hizmeti yapmak için yürütmüştür ve bunlar hususunda
senelerce çok önemli adımlar atılmıştır. Bunlar sadece ESAM çalışması
olarak kalmamış, 74-78 arasında kurmuş olduğumuz 3 hükümette ve 96-97
yılında kurduğumuz 4’üncü hükümette aynı zamanda ekonomide milli çözüm
esasları uygulanmaya konmuş ve fiilen Türkiye’nin sanayileşmiş bir ülke
olması, insanlarının en büyük gelir seviyesine sahip olması ve hiçbir
zaman dış güçlere muhtaç olmadan kendisinin kuvvetli bir ekonomiye sahip
olabileceği fiilen gösterilmiştir. ESAM bunun fikir babalığını yapmış,
hükümetler de bu Millî Görüş fikirlerinin uygulamalarını yaparak hem
delilleriyle fikir olarak, hem de uygulamasıyla bu gerçekler aslında
milletimize gösterilmiştir. Diğer yandan, size şimdi 2 tane istikamet
söyledim. Bu istikametlerden 1 tanesi, dedim ki; millet
sömürgeleştiriliyor, bu istikamete gidilmemeli, bunun ilk farkına varan
ESAM’dır. İkincisi; sakın aldanmayın. Başkalarına köle olmaya mecburuz
propagandasının hiçbir kıymeti yoktur. Biz kendi gücümüzle ayakta
durabiliriz, bu çalışmalar yapılmıştır.
Müslüman ülkelerin oluşturduğu Birleşmiş Milletler kurulmalıdır
Peki öyleyse bizim hangi istikamete gitmemiz lazım, işte bunun için de
Müslüman ülkelerle işbirliği çalışmaları istikametinde çok önemli
çalışmalar yapılmıştır. Bizim gitmemiz icap eden istikamet budur
denmiştir ve bunun bütün gayretli adımları atılmıştır. Demin sinevizyonda
gösterildi. Herkes biliyor ki daha 40 sene önceden yeryüzünde barış ve
huzurun temini için başkalarını ezmek için değil, ezilmeleri önlemek
için. Tıpkı Osmanlının ve Selçuklunun bin yıl yaptığı gibi bugün de yine
‘yeryüzünde bütün insanlığın huzur ve barışın teminatı için 5 adımın
atılması lazımdır’ sözü 40 sene önce söylendi. Bir, önce Müslüman ülkeler
Birleşmiş Milletleri. Ne demek bu? ‘60 tane bağımsız Müslüman ülke ve 140
tane başka idarelerin altında yaşayan Müslüman toplulukların hepsinin
temsilcisini ihtiva eden bir Birleşmiş Milletler kurulmalıdır. Böylece
yeryüzündeki 1,5 milyar Müslüman’ın tek bir kuvvet olarak ağırlığını
dünya siyasetine koyması sağlanmalıdır ve bugünkü yanlış kurulmuş olan
Birleşmiş Milletlerin yerine bunun adil düzene dayanan hakikisi insanlara
faydalısı, hakkı üstün tutanı kurulmalı, örnek olarak gösterilmelidir’
denmiştir daha o zaman. Çünkü bugünkü Birleşmiş Milletler 1. Avrupa
Konferansı olarak kuruldu ve bir galipler kurulu olarak kuruldu.
Bir yandan demokrasi ve insan hakları hürriyetlerden dem vurarak bunu
kurdular. Öbür yandan bir güvenlik konseyi olarak biz galip ülkeler
burada veto hakkına sahip oluyoruz. Bizim istemediğimiz şey yapılmayacak.
Bu nasıl Birleşmiş Milletler? Nasıl demokrasi bu? Nasıl bir insan hakları
bu? Onun için de bu birleşmiş milletler kurulduktan bugüne kadar hiçbir
işe yaramamıştır. Dünyadaki hiçbir zulmü önlememiştir çünkü kuruluşu
yanlıştır. Çünkü dünyanın kuruluşu batılıların eline bırakılamaz. İşte
bunları fiilen göstermek için bak Birleşmiş Milletler nasıl olmalıdır
diye Müslüman ülkeler kendi Birleşmiş Milletlerini kurmalıdır.
Avrupa Birliği gibi sömürü ekonomik topluluğu yerine adil bir düzene
dayanan ekonomik topluluğu Müslüman ülkeler kendi aralarında kurarak
örnek teşkil etmeli ve kendi aralarındaki işbirliğini arttırmalıdır.
Ondan sonra kendi para biçimine geçmelidir. Yeryüzünde hakkın adaletin
korunması için kendi NATO’sunu kurmalıdır. Şimdi bugünkü NATO İslam’a
karşı çalışıyor. O zaman da komünizme karşı sizi koruyacağız diye
kurulmuş olmakla beraber hep kuvveti üstün tutan bir zihniyetin temeli
esas alınarak kurulmuştur. Temel çekirdek yanlıştır. Bunların yerine
‘hayır bütün insanlar eşittir, herkes bu dünyada adil bir düzen
içerisinde yaşamalıdır’ fikrini koruyacak olan Osmanlı ve Selçuklunun
tarihte yapmış olduğu görevi yapacak olan Müslüman ülkeler savunma
işbirliği teşkilatını kurulması esas alınmıştır. Bu işbirliği teşkilatın
ne yapacak bütün Müslüman ülkelerin savunma araç ve gereçlerini
normlaştıracak bunları kendisi üretecek ve böylece 1,5 milyarlık bir
âlemin müşterek gücüyle Osmanlı ve Selçuklunun yaptığı gibi yeryüzünde
hak ve adalet korunacaktır.
İnsanlığın saadeti, İslami bir medeniyetle sağlanabilir
UNESCO’nun yerine gerçeği kurulmalıdır. Şimdi bugünkü UNESCO, ‘biz kültür
geliştirmeleri için kurulduk’ diyor. Kurdunuz da ne yaptınız? Bir eserini
inceliyorsunuz baştan sona kadar firavunları medhediyor. Mısır en büyük
medeniyetmiş. Ne medeniyeti. Ukubeti üstün tutan zalim ilahlık iddia eden
insanlığa felaketten başka bir şey getirmemiş bir zulüm düzeni. Bu zulüm
düzenini methederek hangi kültüre hizmet edeceksiniz. Eski Roma’yı ve
Yunan’ı almış bunları tanıtıyor. Bunların kazılarını gösteriyor ve
bunları methediyor ‘bunları örnek alın’ diyor. Sen muzır bir kuruluşsun.
Niçin? Çünkü bunlar kuvveti üstün tutan kuruluşlardır ve bunların örnek
alınması insanlığı sadece vahşete sürükler de onun için. Bunu Batılı kafa
anlamaz. Bu iyi niyetli hareketin elbette Milli Görüş tarafından ortaya
konulması lazımdı. Elbette bundan dolayı ESAM 36 yıldan beri bu
söylediğimiz 5 tane adımın atılması hususunda gereken fikriyatı yaptığı
gibi bunların gerçekleşmesi için de uzun yıllar çalıştık.
8 tane Müslüman ülke bir araya geldi çekirdek oluşturuldu
29 Mayıs İstanbul’un Fethi gününün arkasından Müslüman ülkelerin kıymetli
devlet adamları, ilim adamlarıyla beraber işbirliği toplantıları yaparak
bu fikirlerin her tarafa yerleşmesi için gayret edilmiştir. Bunlar paha
biçilmez değerde büyük hizmetlerdir. Bu hizmetlerin yanında aynı zamanda
bilindiği gibi D-8’lerin de tanıtılmasına çalışılmıştır. Yine bu
istikamette D-8’ler hepimizin bildiği gibi yeni bir dünya kuruluşu olmak
üzere küresel çapta en üst düzeydeki bir kuruluştur. Yeni bir dünya
kuruluşudur. Burada 8 tane Müslüman ülke bir araya gelmiş çekirdek
oluşturulmuş. 1 milyarlık bir nüfus meydana getirilmiştir. Bu bir
çekirdektir. Yola çıkmış çekirdeği teşkil etmiştir. İşbirliğine başlamış
projeleri taksim etmiş kolları sıvamış. Bunun arkasından 2. hedefimiz
bütün Müslüman ülkeleri ve ezilen ülkeleri yani Rusya’sı, Çin’i,
Hindistan’ı dâhil 5 milyar ezilen sömürülen insanın hepsini biz adil bir
dünya düzeni etrafında toplayacağız prensibini ele almıştır. Peki, bir
araya gelecek daha sonra ne yapacaksınız? Bizim gayemiz sadece 5 milyara
değil. 6 milyar insanın hepsine hizmettir. O takdirde kendini gelişmiş
sayan ülkeleri de bu sefer bir yuvarlak masa etrafında toplayacağız.
Onlara, ‘Oturun bakalım buraya, yeni dünya sizin kuvvet ve
prensiplerinize göre değil, adil düzen prensiplerine göre kurulacaktır’
diyeceğiz. ‘Herkes saadet bulacak’ diyeceğiz ve buna uymak için de
gereken müeyyideyi elimizde tutacağız. Çünkü bunlar laftan anlamazlar.
Müeyyidesiz bunlara bir iş yaptırmak mümkün değildir. İşte yeni dünyanın
adil esaslara göre kurulması prensibi gözetilerek D-8’ler kurulmuştur.
Bunların hepsinin fikriyatı için ESAM’ın sayısız katkıları olmuştur.
Bundan sonra 3 ana istikamet var. 3 istikameti bir kez daha özetliyorum.
Bunlardan birincisi demin de ifade ettiğim gibi ESAM’ın ilk özel
çalışması sömürgeleşmeyeceğiz. Yani Avrupa ekonomik topluluğu çalışması
bir ana fikrin tatbikatıdır. Lider ülke olacağız. 2. Ana istikamet ise
biz mutlaka emperyalist güçlere köle olmak mecburiyetinde olmak zorunda
değiliz. Ekonomide milli çözüm vardır. Kendi gücümüzle kalkınmak
mecburiyetindeyiz. 3- Gidilecek yol, Avrupa Birliği’ne kul köle olmak
değil, önce İslam birliğini kurmak, D-8’ler vasıtasıyla yeni bir dünyayı
kurmak yoludur. Bu istikametlerde çalışma yapılırken çok önemli bir
istikamet ise yeni bir dünya düzeni nasıl kurulacak? Bunun için de uzun
yıllar adil düzen çalışmaları yapılmıştır. Yeni dünya düzeni 6 milyar
insana saadet getirmek üzere adil bir düzene dayanmak üzere yapılmak
mecburiyetindedir. Başka türlü saadete erişilemez. Bu düzen nasıl bir
düzen olmalıdır? Günümüzde bu nasıl uygulanacaktır? İşte ESAM bu noktada
elinden gelen çalışmayı yapmıştır. Görülüyor ki bir çok araştırma kurulu
vardır.
Bulunduğumuz nokta Emperyalistlerin azgınlaştığı noktadır
Görülüyor ki birçok araştırma kuruluşu çok iyi niyetle, gayretle
çalışmaktadır. Ama ESAM, bütün bunların üstündedir ve hepsini
kucaklamıştır. Bu çalışmalar yürütülürken, bugün yeni bir döneme başlamak
üzere yeni binamızı açmış bulunmaktayız. Bu yeni dönemde nerdeyiz, ne
yapmalıyız? Bulunduğumuz nokta nasıl bir noktadır? Bulunduğumuz nokta,
bilindiği gibi yeryüzündeki ırkçı-emperyalist güçlerin 5 bin yıldan beri
güttükleri amaçlarını gerçekleştirmek noktasında artık azgınlaştıkları
bir noktadır. Bunun için, birçok Müslüman ülke işgal edilmiş, görülmemiş
zulümler işlenmiş ve bütün dünya kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır.
Bu zihniyetle bizim kan davamız yok. Bu zihniyetle intikam hesabımız da
yok. Bizim sadece bütün insanlığa saadet getirme hesabımız var. Bu
saadeti getirmeye çalışırken, bir zihniyet karşımıza çıkıyor ve "Hayır!
Bütün insanlık değil, yalnızca biz mesut olacağız. Biz üstün ırkız,
efendiyiz, diğerleri ise bizim boyunduruğumuza girecek" diyor. Biz bu
zihniyeti dostane bir şekilde ıslah etmeye mecburuz ve yeryüzüne hakkın
hâkim olması için çalışıyoruz. Yoksa kimseye ne düşmanlığımız, ne
husumetimiz ne de kan davamız yoktur. Biz bilakis onların saadeti içinde
çalışıyoruz. Bu emperyalistlerin zihniyeti "Ya öleceksiniz ya da kölemiz
olacaksınız" şeklindedir. İşte bugün Irak’ta, Afganistan’da ve
Filistin’de yapılan şey budur. Öyleyse yapılması icap eden husus, şu
içinde bulunduğumuz gün içinde, bütün insanlığa saadet getirmek için çok
büyük bir gayretle çalışmak mecburiyetidir. Çünkü insanlığın saadeti
Milli Görüş’tedir. Milli Görüş’ün tanıtılıp yaygınlaştırılması en büyük
hizmettir. Her zaman tekrar ettiğimiz bir şey vardır: Bunu insanları ikna
etmek için açıkça üç kelimeyle ispat ediyoruz. Size söylediğimiz
ırkçı-emperyalist zihniyetler Batı’yı ellerine almışlardır. Batı ve onun
arkasındaki bu zihniyetin inanç ve medeniyetine bakıldığı zaman, bu
medeniyetin saadet getiremeyeceği görülür. Bizim medeniyetimizin, Milli
Görüş’ün dayandığı, yani Selçuklu ve Osmanlının dayandığı temel inanç
medeniyeti ancak insanlığa saadet getirebilir. Çünkü bu inanç İslam’ın
ulvi prensiplerine dayanarak teşekkül etmiş bir inançtır. Saadet de ancak
bununla elde edilebilir. Hâlbuki Batı’nın temellerini Hıristiyanlık
teşkil etmektedir. Neden Hıristiyanlık saadet getiremez, neden ancak
İslam’la elde edilebilir? Çünkü bu medeniyetler mukayese edildiğinde üç
temel taş ile mukayese edilmelidir. Birincisi, bu medeniyetin Allah
inanışı nasıl, ikincisi bu medeniyetin insana bakışı nasıl, üçüncüsü bu
medeniyetin tabiata ve çevreye bakışı nasıldır? Bu mukayeseyi bir cümlede
yaparsak: İslam tevhid esasına dayanıyor. Tüm peygamberler bu temele
dayanır. İnsanlara saadet getirecek bir medeniyetin bu kadar akli, doğal
ve gerçekçi bir temele isnat etmiş olması şarttır. Buna mukabil, Batı
medeniyetinin temeli ise Allah üçtür diye işe başlıyor. Bu nasıl oluyor?
Allah kâinatı yaratan, yaşatan ve yönetendir. Bunun üç olması mümkün
değil. Üç ise söyle, İsa aleyhi selam nereyi yaratmış? Haşa! Hz. Meryem
nereyi yarattı? Ruhulkuddüs nereyi yarattı? Haşa!
Bunlar nereyi yaşatıyor ve yönetiyorlar? Aralarında bir ihtilaf çıkarsa
aralarını kim yapıyor? Bunları sorduğumuzda bu medeniyetin özünü temsil
eden papazlar: ‘Bu sualleri sormayacaksınız. Bizim dinimiz de akıl geçmez’
diyorlar. İşte bitti. Ona Allah inancın nasıl dedim, bana ‘aklı
bırakacaksın’ diyor. Peki insan inanışın nasıl diyorum, diyor ki ‘insan
günahkar doğar’ Bizim dinimizde ise insan tertemiz doğar, daha sonra bir
takım yanlış etkilerin altında kalarak yanlış yollara sapabilir. İnsanı o
etkilere karşı korumak lazım doğru yolda yürümesi için. Ama onlar ‘insan
günahkâr olarak doğar, papazın vaftizi bile onu bu günahtan temizlemez,
bütün hayatı boyunca hürriyeti olmayacak’ diyor.
Bu tabiat Allah’ın biz kullarına verdiği bir emanettir
Allah inancını sordum,’ aklın olmayacak, insan inancını sordum hürriyetin
olmayacak’ diyor. Peki çevreye ne gözle bakıyorsun diyorum, ‘bizim
kökümüz eski Yunan’a, Roma’ya gider, o da Firavunlar’a gider, biz
çevrenin sahibiyiz’ diyor. Müslümanlıksa hayır, biz çevrenin tabiatın
sahibi değiliz, bu tabiat Allah’ın bize verdiği bir emanettir. İbrahim
aleyhisselam ‘kıyamet koparken bile bir ağaç dikebiliyorsanız dikin’
diyor. Neden? Çünkü bu tabiat bize emanettir ve bizden sonraki nesillere
bunu daha da verimli bir şekilde bırakmak bizim için bir ibadettir de
onun için. Batılı ise eski firavunlar gibi, ‘ben sahip olduğum şeyin
ilahıyım, vurur kırar ve öldürürüm’ diyor.
İşte bugün Filistin’de ve Irak’ta gördüğümüz şey bu temel yanlışlıktan
kaynaklanıyor. Sizin medeniyetinizin temeli böyle olursa sonuçta bunlar
meydana gelir. Düşünün ki bunların muharref kitabında: ‘Elinizdeki
esirlerin kemiklerini kırın ve yok edin’ diyor. Böyle bir zihniyetten,
böyle bir inanıştan elbette ki insanlık saadeti doğamaz. İnsanlık
saadeti, bizim milletimizin tarihinde uyguladığı ve gösterdiği gibi ancak
İslam’ın ulvi prensiplerinden yararlanan bir medeniyetle sağlanabilir.
Ancak Milli Görüş’le tesis edilebilir. Bu sebepten dolayıdır ki, şimdi
insanlık bir büyük felakete sürükleniyor bu ırkçı-emperyalistlerin
elinde. Öyleyse Milli Görüş’e daha büyük bir görev düşüyor. Milli Görüş’e
görev düştü mü ESAM’ın görevi de artıyor demektir. ESAM nedir anlatmak
istiyorum size. Yıllarca önce BM’nin Yeni Dünya Düzeni Komisyonu Başkanı
Nobel ödülü sahibi Orwin Lazlo’yu Adil Düzen çalışmaları için Türkiye’ye
davet etmiş, uzunca bir süre kendisiyle beraber çalışmıştık. Bu
çalışmalar devam ettiği esnada, kendisi İstanbul Samatya’daki sinemada
bir konferansa verdi. Bu konferansta bizzat kendisi şunları söyledi:
İnsanlığı felakete sürükleyen hareketleri fikir yoluyla yönünden
çevirebilirsiniz
Beni Milli Görüş’çüler davet ettiler. ‘Size biz adil bir düzenin nasıl
kurulabileceği hakkında size brifing vereceğiz’ dediler. Ben bu teklifi
büyük bir alaka ve memnuniyetle kabul ettim. Sebebini söyleyeceğim. Neden
büyük ilgi gösterdim? Dinledim ve gördüm ki benim hayatım boyunca en
ideal olarak düşündüğüm prensiplerin hepsi matematiksel bir disiplini
içerisinde bir nizam olarak önüme konuyor. O gün ben yeniden doğdum ve o
büyük etki altında şu salonda bulunan insanların hepsine söz veriyorum
ki, bu Milli Görüş çatısındaki insanlar ne zaman isterlerse emirlerine
amadeyim. Gelip her türlü katkıyı yapmaya hazırım. Ben yeniden doğdum ve
çok etkilendim. Gerçekten bütün insanlığın saadeti için, adil bir düzenin
tesis edilmesi için bu ilmi çalışmaları yapmış olmak her türlü takdirin
üstündedir. Neden bu teklifi yaptıklarında hemen kabul ettim, çünkü ben
meteorolojideki şimetterlink olayını bilen bir insanım. Bundan yıllar
önce çok büyük bir kasırga Avustralya’nın güneyinde teşekkül etmiş. Bu
kasırga kuzeye doğru yürüyor. Şimdi Hint ve Çin’e gidecek ve milyonlarca
insanın hayatına son verecek. Her türlü enerjiyle dolmuş ve insanlığın
üzerine gidiyor. Ve tüm insanlık da bunu izliyor. Herkes büyük bir
felaket beklerken bir baktık ki, bu büyük kasırga Avustralya’yı geçtikten
sonra Hint ve Çin’e gidecekken, yön değiştirerek yönünü okyanusa
çevirerek bütün enerjisini okyanusa boşalttı ve insanlık büyük bir
felaketten kurtuldu. Şimdi meteoroljistler, fizikçiler ve kimyacılar
bütün bunlar seferber oldular ve bu muazzam güç, Avustralya’nın
kuzeyinden gelip her şeyi kasıp kavurması ve Asya’ya yönelip her şeyi
kasıp kavurması gerekirken, nasıl oldu da yön değiştirdi de okyanusa tüm
enerjisini dökerek yok oldu? Bunu incelemeye başladılar. Sonunda
ittifakla tesbit ettikleri husus şudur: Meğer tam o tarihte,
Avustralya’da kelebekler bir yerden bir yere göç ederlermiş. Bu göç
esnasında o kelebeklerin kanatlarının o hafif çırpıntıları birleşerek bu
muazzam gücün yön değiştirmesini sağlamış.
Bütün bunları o konferans esnasında niçin anlattı? Dedi ki, fikri
çalışmalar o kadar önemlidir ki kasırga halinde insanlığı felakete
sürükleyen bir çok hareketleri, bir kelebek kadar etkisi olan fikir
yoluyla yönünden çevirebilirsiniz. Ben bunu bildiğim için size bu konuda
bilgi vereceğiz dediklerinde buna çok büyük önem verdim. Çünkü yıllardan
beri BM bünyesinde Yeni Dünya Düzeni Komisyonu başkanı olarak bunlar
çalışmalarımın temelini teşkil ediyor. ‘Belki yanlış yolda gidiyoruz ve
bunları düzeltmem gerekir’ dedim. Öyleyse bu kelebek kanatlarının
hareketlerinden, bu fikir çalışmalarını dinlemeliyim dedim. Dinledim ve
gerçekten ben yönümü değiştirdim." demiştir. Ne konuşuyoruz biz? ESAM,
insanlığı felakete götüren büyük kasırgaların yönünü değiştirecek olan o
kelebeğin ta kendisidir.
ESAM, bugün her zamankinden daha büyük önem kazanmış bulunuyor
İşte günümüzde yaşadığımız çok büyük dünya olayları yüzünden nasıl Milli
Görüş her zamankinden daha büyük önem kazanmış ise ESAM’da bugün her
zamankinden daha büyük önem kazanmış bulunuyor. Öyleyse binamızı da
değiştireceğiz, yeni dönem çalışmalarımızda gayretlerimizi de
artıracağız. Sebepler açıktır. Hadiseler apaçık gözümüzün önündedir onun
için binayı değiştiriyoruz. Onun için vitesimizi değiştiriyoruz.
Değiştirip ne yapacağız? Bundan önce üç istikamette çalışıyorduk. Neydi
onlar?
Birincisi Milli Görüş’ün ihtiyacı olan ilmi araştırmalar yapmak, ikincisi
başta üniversiteler olmak üzere bütün araştırıcıları buluşturmak ve
üçüncüsü her türlü araştırma münasebetlerini kucaklayıp koordine edip
faydalı istikamete yönlendirmek için elden gelen gayreti göstermek.
Şimdi bu üç istikameti ve dördüncü istikameti ilave ediyoruz; başta
D-8’ler olmak üzere ezilen ülkelerin paralel kuruluşlarla sadece Türkiye
ile değil paralel kuruluşlarıyla en yakın koordinasyonun sağlanması… Ve
hep beraber barış ve adil bir dünyanın kurulması için birlikte çalışmanın
sağlanması bu görev ESAM’a düşüyor. Niçin? Onlardan bunu beklemek imkânı
yok da onun için. Çünkü bu haklı üsluptan bir zihniyetin Milli Görüş’ün
yapabileceği bir iş kaba kuvveti üstün tutan görüşlerin veya şuursuz
görüşlerin bu hizmeti yapmaları mümkün değil. Nimet mükellefiyeti
doğuruyor.
Bu nimet ESAM’a verilmiş. Öyleyse ESAM bu mükellefiyeti taşımaktadır.
Dördüncü bir istikametimiz budur. Bununla da kalmıyoruz. Bunun yanında
D-8’ler başta olmak üzere ezilenlerin hepsinin yeni bir dünya etrafında
kurulması için şuurlanmaları çalışması…
Fikir kirlenmeleri hususunda çok yoğun çalışmalar yapılmaktadır
Şuurlanma ve bunların hepsinin yeni bir dünyayı kurmak hususunda
azmetmelerinin temin edilmesi. Bu fikri gelirler olacak bir husustur öbür
taraftan bunu gerçekleştirmek için bu ülkeler arasındaki siyasi, ekonomik
ve aynı zamanda da teknolojik atılımları sağlayacak olan kuruluşların
kurulması ve bunlara bu hedeflerin verilmesi onun için ESAM’a paralel
kuruluşların aynı şuura getirmemiz lazım ki onlar da kendi ülkelerinde
bunları anlatsınlar. Çünkü adil bir dünyanın kurulabilmesi, bir barış
dünyası, herkese saadet getirecek bir dünyanın kurulabilmesi için bugünkü
kaba kuvveti üstün tutan güçlere karşı mutlaka müeyyide kullanmak lazım.
Bunlar sözden anlamazlar. O müeyyiden tesisi için siyasi irade ekonomik
kalkınma, bağımsızlık ve aynı zamanda da teknolojik öncelik elde edilmesi
mecburiyeti var ki bu müeyyide tesir edilebilsin. Bu gerçekleri onlara
anlatmak, duyurmak bu yolda çalışmalarını temin etmek ESAM’ın yeni
çalışma istikametin esasını teşkil etmektedir. Bundan başka günümüzde
fikir kirlenmeleri hususunda çok yoğun çalışmalar yapılmaktadır.
İnsanlarımız bir takım tabirlerle aldatılıyor. Mesela çağdaşlık bu
maksatlı olarak uydurulmuş bir laftır niçin uydurulmuş. Bu kelime adına
sen kendi temel esaslarından fedakârlık yapacaksın. Ne münasebet!!!
Çağdaşlığı mağdaşlığı bırak arkadaş. Bizim sana bir sualimiz var, ‘sen
saadeti istiyor musun istemiyor musun?’ Bırak kuru lafları da asıl
meselenin cevabını ver bakalım. Saadeti istiyorsan o zaman o saadeti
meydana getirecek olan şartlara uyman lazım. Sen çağdaş olmuşsun da ne
olmuş?
Paris’te görüyoruz ezilen insanlar dinamit gibi patlıyor
Bütün gençlerin alkolik oluyor. Aile diye bir şey kalmamış. Kurmuş
olduğun ekonomi sadece sömürüye dayanıyor. Bu sömürüden dolayı da işte
şimdi Paris’te görüyoruz ezilen insanlar dinamit gibi patlıyor. Bunu
yıllarca önce İngiliz Karsen, İsveç Dışişleri Bakan Yardımcısı kitabında
yazdı dedi ki: ‘Bakınız ben Müslüman ülkeleri tanıyorum. Müslüman
ülkelerde hiçbir zaman İran’daki bir bakkal gidip de Avrupa’yı işgal
edeyim’ diye aklından bir şey geçirmez. Ben o ülkelerde çok yaşadım
biliyorum. Ama bizim Avrupa’da gelip bizi işgal edecek diye bir korku
var. Bak size açıklıyorum ey Avrupalılar. Nostradamusun o söylemiş olduğu
sözlerin tefsirinin hiçbir kıymeti yoktur. Bunlar gelip de sizi işgal
edecek değiller ancak sizin şehirlerinizin varoşlarında bombalar var.
Bunları da siz ihdas ettiniz. Çünkü bu insanlara zulüm ettiniz, haklarını
yediniz. Şehirlerin kenarında yaşama mücadelesi veriyorlar. Bu zulmü de
kesmeyip arttırıyorsunuz. Bunlar bir gün patlayacak, asıl bundan korkun.’
Bu yirmi sene önce yazdığı kitapta söylediği sözlerdir. Şimdi yirmi sene
sonra söyledikleri ortaya çıkıyor. Niçin patlıyor? Adil bir düzen olmasa,
sömürü düzen olursa elbette patlamaktan başka bir şey olmaz. Nitekim
Orwin Lazlo’nun on iki tane kıyamet alameti içerisinde saydığı
alametlerinden bir tanesi bugün Afrika’ya tatbik edilen ekonomik
sömürücülüktür.
Çünkü diyor ki, ‘bugün Afrika’da beş yüz milyon insan var. Bu insanların
içinde iki yüz milyonu aç. Ama kırk sene sonra bir buçuk milyar insan
olacak. Çünkü nüfus hızla artıyor ve bu bir buçuk milyar insanın
içerisinde bir milyarı aç olacak.Bu bir milyar aç insan gelecek
Avrupa’nın bütün dükkânlarının camlarını kıracak ve kıyamet böyle
kopacak. Kıyamet sebeplerinden birisi de budur’ diyor.
Yani ekonomideki haksızlık sömürü düzeni Halil bir düzen kurmamış
olmaktan dolayı bu patlamalara sebep olacağını Orwin Lazlo kıyamet
alametleri arasında sayıyor.
Biz ne konuşuyoruz konuştuğumuz şey şudur, ‘bu yanlış zihniyetin
teşhisini yapmak ESAM’ın vazifesidir. Buna mukabil tedavi çalışmalarını
orta yere koymak da ESAM’ın vazifesidir.’
Öyleyse onlara bakınız şu meydana gelen olayın sebebi şudur diye doğru
teşhis göstermeliyiz. İkaz etmek için faydalı olmak için ve bunun çaresi
budur diye de doğrusunu göstermeliyiz Efendim ESAM’ın üzerine o kadar çok
görevler yüklüyorsunuz ki ESAM’a verilen büyük nimetler bu görevleri
yüklüyor.
Tedavi çalışmaların yapmak ESAM’ın bir görevidir
Şartlar bunları meydana getiriyor. Bunun için bu hususta şu sekiz
istikamette çalışmalarımızı bu yeni binaya taşındık yürütmemiz lazım. Bir
kere daha birinci istikametimiz bütün Milli Görüş ihtiyacı olan
çalışmaları yürütmek, araştırmaları yapmak bunun için tabi diğer
araştırma kurumlarıyla işbirliği yapmaktır. İkincisi bütün araştırıcılar
üniversite mensubu insanlarımızı hayır yolunda teşvik etmek insanlığın
saadeti yolunda teşvik etmeye hakkı üstün tutan zihniyete teşvik etmeye
gayret etmek lazım.
Araştırma müesseselerini aynı istikamete sevk etmek bir görevdir. Şimdi
D–8’ler başta olmak üzere ezilenleri araştırma müesseselerine
yönlendirmek yeni bir görevdir. Kaba kuvveti üstün tutan zihniyetin
yaptığı tahribatın teşhisini yapmak ESAM’ın bir görevidir. Tedavi
çalışmaların yapmak ESAM’ın bir görevidir. Nasıl olacak da insanlık
saadet bulacak bundan başka bütün ezilen ve sömürülen ülkeler içerisinde,
bunların yeni bir dünya kuruluşu hakkında şuurlanmaları için koordinasyon
merkezi görevi yapmak ve beklenen ikinci Yalta Konferansı’nın
hazırlıklarını yapmak ESAM’ın bir görevidir. Bütün bunlar ESAM’ın çalışma
istikametlerini göstermektedir. Öyleyse bulunduğumuz noktada, bütün dünya
şartları bizim hareket noktamız şefkat olduğu için, Milli Görüş’ün gayesi
de hiç istinasız bütün insanlığın saadeti olduğu için elimizden gelen
çalışmaları yaparak en büyük hayrı işleyeceğiz. Nasıl 36 yıldan beri, bu
gaye ile, en büyük hizmetler yapıldıysa, Bu yeni binaya taşındığımız
dönemde de inşallah daha büyük bir gayretle bu hizmetler yapılacaktır.
İşte bu açıklamalarla, temennilerle ve bu inanışla, ESAM’ın yeni binaya
taşınmasını kutluyoruz, hayırlı olsun diyoruz. ESAM’la ilgili olarak
bugüne kadar canla başla çalışan, nasıl candan teşekkür ediyorsak, bundan
sonra da aynı şekilde çalışacak olan kardeşlerimize de üstün başarılar ve
muvaffakiyetler diliyoruz.Tevfik Allah’tan’dır. Allah’a emanet olunuz.
Essalamün Aleyküm. Yeni bina ve burada yapılacak olan çalışmalar hayırlı
olsun. |